Nasıl Bir Anayasa? İktidar İçin Değil, İnsan İçin: Türkiye’nin Yeni Anayasa Yolculuğu
Av. Meryem TÜRKTEKİN / Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
Türkiye uzun süredir yeni bir anayasa fikrini tartışıyor. Ancak mesele çoğu zaman aritmetik hesaplara, sistem modellerine ve teknik düzenlemelere sıkışıyor. Oysa asıl soru şudur: Devlet ile insan arasındaki ilişki nasıl tanımlanacaktır?
Bir anayasa yalnızca yönetim mimarisini belirlemez; insanın devlet karşısındaki konumunu tayin eder. Eğer birey, devlete karşı korunması gereken bir hak sahibi olarak görülmezse, hangi sistemi kurarsanız kurun adalet üretemezsiniz.
Anayasal düzen, insanı merkeze alan; devleti ise sınırlandırılmış ve denetlenebilir bir güç olarak tanımlayan bir anlayış üzerine kurulmalıdır.
Yürürlükteki Anayasamız ise, olağanüstü koşullarda, devlet merkezli ve vesayetçi bir zihniyetle hazırlanmıştır. 2017’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile bu otoriter ruh daha da tahkim edilmiştir. Bugün gelinen noktada, anayasal kurumlar zayıflamış; denge ve denetim mekanizmaları işlevsizleşmiş; devletin anayasada belirtilen niteliklerinden geriye gidilmiş; uygulanmayan Anayasa mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ihlal kararları nedeniyle hukuk devleti artık neredeyse bir “yorum devleti”ne dönüşmüştür.
Oysa hukukun en temel ilkelerinden biri öngörülebilirliktir.
Hukuk düzeni, bireyin davranışlarının hukuki sonuçlarını makul ölçüde önceden kestirebilmesine imkan tanımalıdır. Öngörülebilirlik, yurttaşın devlete güven duymasının asgari şartıdır. Eğer birey, en yüksek mahkeme kararlarının dahi uygulanıp uygulanmayacağını öngöremiyorsa; orada anayasal güvenlikten söz edilemez.
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır.
Ancak mesele yalnızca yeni bir metin kaleme almak değildir; mesele, devlet ile birey arasındaki ilişkiyi özgürlük ve hukuk temelinde yeniden tanımlamak; mevcut sistemdeki keyfiliği bitirecek, geçmişin hasarlarını ve hukuk devletini onaracak çağdaş bir sistemi hayaca geçirebilmektir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, geçmişten beri var olan pek çok iktisadi, siyasi ve toplumsal sorunumuzu derinleştirmekle kalmamış, birçok yeni sorun alanı da doğurmuştur. Bu nedenle Partimizin öncelikli hedefi, demokratik bir hukuk devletinin inşası doğrultusunda, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini yürürlükten kaldırmak; parlamenter hükümet sisteminin tüm unsurlarını içeren ve bu sisteme işlerlik kazandıracak kurum ve mekanizmalara yer veren bir anayasa reformunu yürürlüğe koymaktır.
Bu bağlamda, Gelecek Partisi olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem modelimizi tüm detaylarıyla hazırlayarak 2020 yılında kamuoyuyla paylaştık. Altılı Masa döneminde ise, altı partinin işbirliğiyle hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi’ni 2022 yılında diğer partilerle birlikte kamuoyuna açıkladık. Ancak iktidar, sistem değişikliği fikrinden çok uzak görünüyor; yeni anayasa ihtiyacını metnin eskiliği, vesayetçi ruhu ve “millilik–yerlilik” söylemleri üzerinden gerekçelendiriyor. Oysa anayasa bir iktidar projesi değil, gerçek bir toplumsal sözleşme olacaksa; yapım yöntemi çoğulcu, şeffaf ve müzakereye dayalı olmak zorundadır.
Öte yandan “millilik” ve “yerlilik” söylemlerinin hukuk biliminde teknik bir karşılığı yoktur; bu, bütünüyle politik bir argümandır. Hukuk ne yalnızca bu topraklara ne de belli bir döneme hapsedilebilir; o, insanlığın ortak mirası üzerine inşa edilen bir bayrak yarışıdır. Türkiye de tarih boyunca birçok kanun düzenlemesinde karşılaştırmalı hukuktan yararlanmıştır. Şu an yürürlükte olan Siyasi Partiler Kanunu’nda Alman, Seçim Kanunu’nda Belçika hukukunun izleri varken kimse “yerlilik” sorgulaması yapmamaktadır. Ancak mesele insan hakları ve özgürlükler olduğunda “millilik” zırhına bürünmek, hukuku evrensel standartlardan koparma çabasıdır. Siyasetin dizaynında küresel, yurttaşın haklarında yerel kalmak açık bir samimiyetsizliktir. Asıl sorun, mevcut anayasanın ‘eski’ veya ‘yerli’ olup olmamasında değil; uygulama iradesinde ve bu denetimsiz sistemdedir.
Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir metin değil; anayasal sadakat ve köklü bir zihniyet devrimidir.
Anayasal Sadakat: Uygulanmayan Hüküm Norm Değildir
Anayasal sadakat, iktidarların yalnızca işine gelen kararları değil; hoşlarına gitmeyen mahkeme hükümlerini de kayıtsız şartsız uygulama erdemidir. Bu bağlamda, Can Atalay örneğinde olduğu gibi AYM kararlarının ya da olağanüstü hal döneminde çıkarılan KHK’lara ilişkin AİHM kararlarının yerine getirilmemesi, iktidarın yeni anayasa talebini tutarlılık bakımından ciddi bir sınava tabi tutmaktadır. Hakların gerçek ölçütü, çoğunluğun değil; güçsüzün, azınlığın ve sesi kısılmak istenenin korunabildiği yerde başlar. Bu nedenle yeni anayasa, devlet iktidarını sınırlayan; temel hak ve özgürlükleri bağlayıcı güvenceye alan; demokratik meşruiyeti çoğulculuk temelinde güçlendiren kurucu bir toplumsal sözleşme olarak tasarlanmalıdır.
Öte yandan kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, anayasal denetimin etkinliği demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Anayasa, bu ilkeleri yalnızca tanımlamakla veya “kararlar bağlayıcıdır” demekle yetinmemeli; ihlali halinde etkili yaptırım mekanizmalarını da açıkça düzenlemelidir. Taraf olduğumuz temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmelerin kanunların anayasaya uygunluk denetiminde doğrudan ölçü olduğu kabul edilmelidir.
Bağlayıcılığı yaptırımsız bırakılan bir hüküm norm değil, temennidir. Hukuku öngörülebilir, denetlenebilir ve bağlayıcı kılan mekanizmalar anayasal güvence altına alınmalı; aksi halde en iyi metnin dahi işlevsiz kalacağı bilinmelidir. Bu nedenle kamu görevlilerinin; AİHM ve AYM ihlal kararlarını dikkate almamaları veya yüksek yargı kararlarına aykırı işlem tesis etmeleri halinde, uygulanacak disiplin ve görevden alma süreçleri Anayasal güvence altına alınmalıdır.
Yargı bağımsızlığı sadece kararların bağlayıcılığıyla değil, yargının oluşum biçimiyle sağlanır. Bu amaçla hakimler ve savcılar için ayrı kurullar öngörülmeli; seçim, görev süresi ve disiplin mekanizmaları somut ve bağlayıcı şekilde anayasal düzenlemeye konulmalı; Hakimler Kurulu yürütmeden tamamen bağımsız yapılandırılmalı, Savcılar Kurulu ise farklı bir statüye kavuşturulmalıdır. Savunma makamı da anayasal statüye kavuşturulmalı ve “silahların eşitliği” ilkesiyle iddia ve savunma dengesi sağlanmalıdır.
AYM yetkisi güçlendirilmeli, üye yapısı ve çalışma düzeni revize edilmeli; kararlarının niteliği ve hızı artırılmalıdır. Bireysel başvuru hakkı genişletilmeli ve sosyal haklar da kapsama dahil edilmelidir.
Kuvvetler Ayrılığı ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem
Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da önemle belirttiği gibi; anayasa, iktidarların güncel ihtiyaçlarına göre şekillenen konjonktürel metinler olamaz. Anayasa, gelecek kuşakların özgürlüğünü ve güvenliğini koruyan kalıcı bir denge ve denetim mimarisidir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yürütme lehine belirgin bir güç yoğunlaşması yaratmış; yasama ve yargının denetim kapasitesi daralmış, karar alma süreçleri tek merkezde toplanmıştır. Bu güç birikimi, kurumsal dengeyi zayıflatmış ve hukuk devleti ilkesinin işleyişini ciddi biçimde aşındırmıştır.
2025 Rule of Law Index verilerine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke arasında 118. sıraya gerilemiş; bölgesel sıralamada 15 ülke arasında 14. sırada, gelir grubu sıralamasında ise 41 ülke arasında 37. sırada yer almıştır. Son on yılda Türkiye, hukukun üstünlüğü genel sıralamasında 38 basamak, gelir grubu sıralamasında ise 13 basamak kaybetmiştir. Bu gerilemenin başlıca nedenleri ise; yargı bağımsızlığındaki zayıflama, hesap verebilirlik eksikliği ve temel haklarda yaşanan ciddi gerilemedir. Dolayısıyla mesele yalnızca yeni bir anayasa metni hazırlamak değil; bu kurumsal ve normatif gerilemeyi durduracak, hukuk devletini fiilen işler hale getirecek yeni bir anayasal düzen kurmaktır.
Bu nedenle yeni anayasal modelde yürütme, mutlaka Meclis içinden çıkan ve Meclis’e karşı siyasal sorumluluğu açık ve denetlenebilir biçimde tanımlanmış bir hükümet yapısına kavuşturulmalıdır. Başbakanlık makamının yeniden ihdası, yürütmenin tek merkezli bir irade yerine kolektif sorumluluk ve parlamenter denge temelinde işlemesini sağlayacak kurumsal bir zorunluluktur. Cumhurbaşkanı ise, tarafsız, tek dönemli ve sembolik yetkilerle donatılmalı; yürütme yetkisi hükümete ait olmalıdır. Hükümetin göreve gelmesi ve görevden ayrılması Meclis iradesine bağlanmalı; yapıcı güvensizlik oyu mekanizması ile hem siyasal istikrar korunmalı hem de Meclisin denetim gücü güçlendirilmelidir.
Yasama organının denetim kapasitesi yeniden inşa edilmelidir. Bütçe hakkı eksiksiz biçimde TBMM’ye ait olmalı; Meclis onaylamadıkça bütçe yürürlüğe girememeli ve sıkı denetime tabi tutulmalıdır. Sayıştay raporlarının gereği yerine getirilmediğinde doğacak hukuki ve siyasal sonuçlar açıkça düzenlenmelidir.
Milletvekili dokunulmazlığı yalnızca yasama faaliyetini ve siyasal temsili korumalı; yolsuzluk ve ağır suç iddialarında hesap verebilirliği engelleyecek bir koruma kalkanına dönüşmemelidir.
Seçim sistemi, çoğulcu temsili, eşit rekabeti ve azınlık haklarını güvence altına alacak şekilde açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenmelidir. Siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılmalı; bu süreçte uluslararası demokratik standartlar esas alınmalıdır.
Anayasanın Tepesinde İnsan Onuru Olmalı
Bir anayasa yalnızca bir yönetim modeli değildir; bireyin devlet karşısındaki konumunu belirleyen kurucu bir belgedir. İnsan onuru, temel hak ve özgürlüklerin anayasal dayanağını oluşturur. Bu nedenle hakların kaynağı devletin takdiri değil, insanın doğuştan sahip olduğu değerdir.
Yeni anayasa, hürriyetçi bir felsefeyi hakim kılmalı ve şu normatif çerçeveyi açık biçimde kurmalıdır: Hürriyet esastır, sınırlama istisnadır.
Sınırlamalar ancak kanunla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, insan haklarına saygılı ve ölçülülük ilkesine bağlı olarak yapılabilmelidir.
Yaşam hakkı, işkence yasağı, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve suçta-cezada kanunilik ilkesi, olağanüstü hallerde dahi askıya alınamayacak çekirdek haklar olarak yaptırımlı biçimde düzenlenmelidir. Düşünce, ifade ve basın özgürlüğü güçlendirilmeli; sansür kesin olarak yasaklanmalıdır.Örgütlenme ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı demokratik toplumun temeli olarak güvence altına alınmalı; temel haklar yalnızca istisnai ve geçici olarak sınırlandırılabilmelidir.
Haberleşmenin gizliliği korunmalı; soruşturma dosyalarından sızdırmalar ağır yaptırımlara bağlanmalıdır. Devletin soruşturma gücünün, yargılama başlamadan kişileri medya yoluyla mahkum etmesine izin verilemez.
Kurumsal Güvence: Anayasa Bir Hukuki Çerçevedir
Anayasa, yalnızca değerler beyanı değil; iktidarı hukukla sınırlayan ve kamu gücünün kullanımını kurallara bağlayan çerçeve bir normlar sistemidir. Demokratik rejimin sürekliliği, kişilere değil kurumsal güvencelere dayanır.
Bu nedenle yeni anayasa, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile bağımsız düzenleyici ve denetleyici kurumların görev ve yetkilerini anayasal güvence altına almalıdır. Bu kurumların yönetim ve atama usulleri nesnel ölçütlere bağlanmalı; keyfî müdahalelere kapalı bir sistem kurulmalıdır.
Kamu yönetiminde liyakat ilkesi anayasal düzeyde tanımlanmalı; kamu hizmetine giriş ve yükselme süreçleri eşitlik, objektiflik ve şeffaflık esaslarına dayanmalı; ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlere dayalı bir personel rejimi tesis edilmelidir.
Çoğulculuk, Yerel Demokrasi ve Sosyal Devlet
Demokratik çoğulculuk yalnızca siyasal partiler düzeyinde değil; yerel yönetimler düzeyinde de anayasal güvence altına alınmalıdır. Yerel yönetimlerin mali ve idari özerkliği güçlendirilmeli; seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması ancak kesinleşmiş yargı kararıyla mümkün olmalıdır. Merkezi idarenin vesayet yetkisi açık, sınırlı ve yargı denetimine tabi olacak biçimde düzenlenmelidir.
Yurttaşların yönetime katılımını artıran mekanizmalar anayasal dayanak kazanmalıdır. Katılımcı bütçe, yerel referandum ve yurttaş inisiyatifi gibi araçlar demokratik sürecin tamamlayıcı unsurları olarak düzenlenmelidir.
Temsilde adalet ilkesi doğrultusunda seçim sistemi çoğulculuğu güçlendirecek biçimde yeniden yapılandırılmalı; seçim barajı kaldırılarak her oyun Mecliste adil temsili sağlanmalıdır.
Sosyal devlet, yalnızca hak tanıyan değil; bu hakların fiilen kullanılmasını sağlayacak ekonomik ve kurumsal mekanizmaları kurmakla yükümlüdür. Bu itibarla sosyal devlet ilkesi soyut bir ilke olarak değil, somut yükümlülükler doğuran anayasal bir norm olarak düzenlenmelidir. Asgari yaşam güvencesi anayasal hak olarak tanımlanmalı; ücret adaleti ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği devletin pozitif yükümlülüğü olarak açıkça belirlenmelidir. Sosyal ve ekonomik haklar, özellikle sağlık, eğitim, konut, çalışma hakları fiilen güvence altına almalı ve ihlali halinde uygulanacak yaptırımları güvenceye alacak şekilde düzenlenmelidir.
Ceza Adaleti, Kadın ve Çocuk Haklarının Anayasal Güvencesi
Son yıllarda özellikle kadına ve çocuğa yönelik suçlar bakımından toplumda derin bir cezasızlık algısı oluşmuştur. Soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki gecikmeler, infaz rejimindeki farklı uygulamalar ve kamu vicdanını zedeleyen kararlar, adalet sistemine duyulan güveni aşındırmaktadır. Oysa hukuk devleti, yalnızca suçun tanımlanmasıyla değil; etkin soruşturma, adil yargılama ve eşit infaz güvencesiyle anlam kazanır. Bu nedenle ceza adalet sisteminin temel ilkeleri anayasal düzeyde açık ve bağlayıcı biçimde düzenlenmelidir.
Ceza adalet sisteminde infazda dürüstlük ve eşitlik ilkesi anayasal güvenceye kavuşturulmalı; infaz rejimi nesnel, öngörülebilir ve denetlenebilir kurallara dayanarak keyfî uygulamaların önüne geçilmelidir.
Ülkemizde kadına yönelik şiddet ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Kadına yönelik şiddetle mücadele, idarenin takdir yetkisine bırakılamaz; devletin şiddeti önleme, koruma, etkili soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü anayasal düzeyde açıkça tanımlanmalıdır.
Pozitif ayrımcılık yükümlülüğü, toplumsal eşitliği sağlamak amacıyla tüm kırılgan ve dezavantajlı grupları kapsayacak biçimde anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Cinsiyet eşitliğinin fiilen sağlanması amacıyla anayasal mekanizmalar kurulmalı; kamu görevlerinde ve seçim listelerinde kota ve fermuar sistemi gibi uygulamalar anayasal dayanağa kavuşturulmalıdır.
Kadına ve çocuğa yönelik şiddet veya cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan kişiler bakımından milletvekili adaylığı ve seçilme yeterliliği anayasal düzeyde sınırlandırılmalıdır.
Çocuğun üstün yararı ilkesi, tüm kamusal işlemlerde bağlayıcı norm olarak düzenlenmeli; çocuklarla ilgili her durumda öncelikli ölçüt olarak uygulanmalıdır.
Çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik ve her türlü istismar anayasal düzeyde açıkça yasaklanmalıdır.
Çocukların görüşlerini serbestçe ifade etme hakkı güvence altına alınmalı; sağlıklı ve güvenli bir çevrede büyüme hakları korunmalıdır.
Ekolojik Güvenlik: Milli Sorumluluk
Günümüz dünyasında güvenlik kavramı yalnızca askeri tehditlerle sınırlı değildir; su kıtlığı, gıda krizi ve iklim değişikliği gibi riskler de doğrudan ulusal güvenlik meselesidir.
Sınırlarımızı korumak ne kadar milli bir görev ise; toprağımızı, su kaynaklarımızı, ormanlarımızı ve iklimimizi korumak da aynı ölçüde milli bir sorumluluktur. Bu nedenle ekolojik güvenlik anlayışı ve kuşaklar arası adalet ilkesi anayasal düzeyde açıkça düzenlenmelidir.
Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ile gıda güvenliği, güçlü ve uygulanabilir bir şekilde anayasal güvence altında olmalıdır. Devlet; doğal varlıkları koruma ve gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakma yükümlülüğünü açık biçimde üstlenmeli, bu yükümlülüğün ihlali anayasal yaptırıma bağlanmalıdır. Ayrıca hayvan hakları da anayasal koruma kapsamına dahil edilerek, hukuk devletinin çevre ve yaşam bütünlüğünü güvence altına alması sağlanmalıdır.
Sonuç: Türkiye İçin Reçetemiz Hazır
Burada nasıl bir anayasa istediğimizi özetle ifade ettik. Ancak Türkiye için çözüm reçetemiz uygulanmaya hazırdır: Büyük bir itinayla hazırladığımız Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Gelecek Modelimiz ve altı partinin iş birliğiyle ortaya konulan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerimiz, siyasi tarihimizin en geniş mutabakat metinleridir ve daha önce kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Ayrıntılarına resmi internet sitemizden ulaşılabilir.
Bize göre Türkiye’nin ihtiyacı olan anayasa:
Devleti değil insanı merkeze alan,
Gücü değil hakkı kutsayan,
Çoğunluğu değil insan onurunu esas alan bir anayasa olmalıdır.
Ancak her şeyden çok ihtiyacımız olan şey, o metne ruh verecek anayasal ahlaktır.
Yaşamı ve insan onurunu öncelemeyen bir düzenin adaleti; adaleti devletin temeli olarak görmeyen bir siyasi anlayışın tarafsızlığı, daima eksik ve yetersiz kalır.
Gelecek Partisi olarak talebimiz nettir: Yeni anayasa, iktidarın kendi geleceğini tahkim ettiği bir metin değil; gençlerin istikbali uzak diyarlarda aramadığı, kadınların fırsat eşitliğini yakaladığı, çocukların korkmadan sokaklarda oynadığı ve herkesin insanca yaşayabildiği bir Türkiye’nin sarsılmaz temeli olmalıdır.
Bu anayasa; tüm hak ve özgürlükleri güvence altına alan, insan onurunu her türlü siyasi ajandanın üzerinde tutan, hukuk devletini onaracak çağdaş bir sistemi hayata geçirecek bir toplumsal sözleşme olarak tasarlanmalıdır.
Kaynakça
Parti Programı ve Ortak Mutabakat Metinleri
- Gelecek Partisi. (2020). Tam Demokrasi İçin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Modeli. Ankara: Gelecek Partisi Genel Merkezi. [Erişim: gelecekpartisi.org.tr]
- Altı Siyasi Parti Genel Başkanı. (2022). Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Anayasa Değişikliği Önerisi. Ankara. (84 Madde ve 9 Başlıktan Oluşan Ortak Mutabakat Metni). [Erişim: gelecekpartisi.org.tr]
Resmi Mevzuat ve Uluslararası Sözleşmeler
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982, güncel değişiklikler dahil). Ankara: Resmî Gazete.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Ek Protokoller.
- Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi.
- CEDAW – Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi.
Yargı Kararları ve Raporlar
- Anayasa Mahkemesi. (2025). Bireysel Başvuru Kararları ve Uygulamalar. Ankara: Anayasa Mahkemesi Yayınları.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM). (2020-2025). Kararlar ve İçtihatlar. Strasbourg: Avrupa Konseyi.
- World Justice Project. (2025). Rule of Law Index – Türkiye Raporu. Washington, DC: World Justice Project.
Karşılaştırmalı Hukuk Çalışmaları
- Fransa, İspanya ve Meksika Anayasa (2020-2024). Cinsiyet Eşitliği ve Kota Uygulamaları İncelemesi.
- Güney Afrika ve Portekiz Anayasal Düzenlemeleri. (2021-2024). Çocuğun Üstün Yararı İlkesi ve Uygulama Örnekleri.
