Adi Suç-Örgütlü Suç-Terör Suçu Ayrımı ve Bu Ayrımın Soruşturma-Kovuşturma Usulleri İle Cezanın İnfazına Etkileri
Av. Dr. Bilâl KILINÇ
1- Giriş
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” (nullum crimen, nulla poena sine lege) hukukun en kadim ilkelerinden olup1, ceza hukuku bu temel ilke üzerinde yükselmekte, “suç” ve “ceza” denildiği zaman mutlaka kanunda yapılmış bir tarife ihtiyaç duyulmaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 11 inci maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7’nci maddesi, 1982 Anayasasının 38 inci maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 2’nci maddesi “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin pozitif dayanaklarıdır.
İnceleme konumuz bakımından suç kategorileri, örgüt unsurunun yahut terör amacının bulunup bulunmaması bakımından ayrıştırılmaktadır. Bir suçun adi suç, örgütlü suç veya terör suçu olup olmadığının tespiti bu kapsamdaki “suç kategorisinin” tespiti anlamına gelmektedir. Bu suç türleri kendi içinde birçok “suç tipi” görünümünde karşımıza çıkabilir. Örneğin terör suçu denildiğinde, tek bir suç tipi değil, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 3 ve 4’üncü maddelerinde sayılan 60’ı aşkın suçun tamamı, yani bir suç kategorisi kastedilmektedir. Söz gelimi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 142’nci maddesinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçu, bazı unsur ve şartları taşıması halinde terör suçu vasfını kazanabilecektir. Böyle bir durumda fail sadece bir “hırsız” değil, aynı zamanda “terör suçlusu” olacaktır.
Örgütlü suçluluk kriminolojik2 bir kavram olsa da cezalandırılabilirliğin alanını hazırlık hareketlerine sirayet ettirdiği için maddi ceza hukuku ile çok yakından ilgilidir3. Zira örgütlü suçlarda fail, örgütlenme faaliyetini bir “iter criminis” olarak kullanmaktadır. Bu nedenle adi suçlarda kural olarak hazırlık hareketlerinin cezalandırılmamasına bir istisna getirilerek örgütlenme faaliyeti cezalandırılmaktadır. Nitekim TCK’nın 220’nci maddesinde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, bu örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte yardım etme suçları” düzenlenmiştir. Yine TCK’nın 314’üncü maddesinde “silahlı terör örgütü kurma, yönetme, bu örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte yardım etme suçları” tarif edilmiştir. Anılan kanun hükümlerinde örgüt kurmak bizatihi suç sayılmıştır.
Örgütlü suçların soruşturulması ve kovuşturulması farklılaşmakta, konunun pratik önemi özellikle cezanın infazında belirginleşmektedir. Aynı türden ve aynı süreli bir hapis cezası, suç kategorisine göre cezaevinde fiilen geçirilecek süre, koşullu salıverilme oranı ve denetimli serbestlik imkânları bakımından birbirinden çok farklı sonuçlar doğurabilmektedir.
Bu çalışmada, öncelikle suç kavramı üzerinde durularak TCK’nın genel sistematiği ile suçların düzenlenişi üzerinde durulmakta, daha sonra adi suç-örgütlü suç-terör suçu ayrımı yapılmakta; ardından bu suçların soruşturma ve kovuşturma usullerindeki farklılıklar, verilen mahkûmiyet kararlarının infaz rejimi TCK, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (CGTİHK) ilgili hükümleri ekseninde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.
2- Suç Kavramı
Suç, karşılığında cezai yaptırım öngörülen tipik ve hukuka aykırı bir insan davranışıdır. Bir suçtan bahsedilebilmesi için “suç tarifinin mutlaka kanunda yapılması” ve “suç tarifindeki insan davranışının hukuka aykırı olması” şarttır.
Suçun tipiklik unsuru “maddi unsurlar (fiil, netice, nedensellik bağı, fail, mağdur, konu)” ve “manevi unsurlar (kast, taksir)” olarak ikiye ayrılır. Suç tanımında yer alan bütün maddi ve manevi unsurların tam olması gerekir, aksi halde sanığın suç işlediğinden bahsedilemez ve CMK’nın 223’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a)-(b)-(c) bentlerine göre beraat kararı verilmesi gerekir. Her somut olayda bütün bu unsurların mevcudiyeti titizlikle incelenerek ortaya konulmalıdır.
Suçun hukuka aykırılık unsuru ise suç tanımındaki insan davranışının hukuka aykırı olmasını, bütün bir hukuk düzeniyle çelişki içerisinde bulunması gerekir. Başka bir ifadeyle, suçun tamam olması için, kanunda sınırlı sayıda gösterilen hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birisinin bulunmaması şarttır. Hukuka uygunluk nedenleri “kanun hükmünü yerine getirme (TCK m. 24/1)”, “hukuka uygun emrin ifası (TCK m. 24/2)”, “meşru savunma (TCK m. 25/1)”, “hakkın kullanılması (TCK m. 26/1)” ve “ilgilinin rızası (TCK m. 26/2)” olarak gösterilmiştir4. Somut olayda hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birisi varsa CMK’nın 223’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendine göre beraat kararı verilmesi gerekir.
Hukukumuzda temel ceza kanunu TCK olup, bu kanunun “İkinci Kitap”ı suç tiplerini (m. 76-345) düzenler. İkinci Kitap’ın mimarisi ağırlıklı olarak suçla korunan hukuki değere (rechtsgut, legal good)5 dayanır ve bu değerleri bireyden devlete doğru yükselen bir hiyerarşi içinde düzenler. Birinci Kısım “uluslararası suçları”, İkinci Kısım “kişilere karşı suçları“, Üçüncü Kısım “topluma karşı suçları“, Dördüncü Kısım ise “millete ve devlete karşı suçları” kapsar. Kanun koyucunun bu sıralaması tesadüfi değil, bir değer tercihinin yansımasıdır.
İşte bu noktada girişte ortaya koyduğumuz “suç kategorisi” ile “suç tipi” ayrımı belirleyici hâle gelir. TCK’nın İkinci Kitabı yalnızca suç tiplerini korunan hukuki değere göre sıralar; buna karşılık adi suç, örgütlü suç ve terör suçu birer suç kategorisi olup kanunun bu sistematiğinde bağımsız bir kısım veya bölüm olarak yer almaz. Örgütlü suçun genel düzenlemesi (TCK m. 220) topluma karşı suçlar arasında, “Kamu Barışına Karşı Suçlar” bölümünde; silahlı terör örgütü (TCK m. 314) ise “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” bölümünde konumlanmıştır. Dolayısıyla aynı suç kategorisi, kanunun farklı kısımlarına dağılmış durumdadır.
3- Örgütlü Suçlar-Terör Suçları
Adi suç, herhangi bir örgütsel yapı veya terör amacı taşımaksızın işlenen ve genel ceza rejimine tâbi olan suçtur. Bazı istisnaları bulunmakla birlikte, adi suçların soruşturulması ve kovuşturulması ile infazı genel muhakeme ve infaz kurallarına tâbidir.
Örgütlü suçluluk, ceza hukukunun en tartışmalı üst kavramlarından biridir; çünkü failin örgütlenmeyi bir suç yolu (iter criminis) olarak kullanması, kanun koyucuyu hazırlık hareketlerinin cezalandırılmaması ilkesine istisna getirmeye zorlar. Aslen kriminolojik bir kavramsallaştırma olan örgütlü suçluluk, sıradan suç örgütlerini de terör örgütlerini de ve bu yapıların faaliyeti kapsamında işlenen suçları da içine alan bir şemsiyedir. Onu adi suçluluktan ayıran şey, gelişigüzel ve plansız eylem değil, etkili bir örgütlü kötülük halidir6.
Bu olgunun ceza hukukuna bakan yüzü ise suç örgütleridir. Türk pozitif hukuku bu örgütlenmeyi kademeli biçimde düzenlemiştir. En genel halka TCK’nın 220’nci maddesindeki suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçudur. Bu maddede herhangi bir özel amaç veya belirli bir suç aranmaz; yalnızca kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla en az üç kişinin, amaç suçları işlemeye elverişli bir araç-gereç ve üye yapısıyla bir araya gelmesi yeterlidir. Örgütün silahlı olması suçun unsuru değildir. Bu yapı, örgütlü suçluluğun çekirdeğini oluşturan ve üzerine daha ağır örgüt tiplerinin inşa edildiği temel kategoridir.
Bu kademelenmenin en üst ve en ağır basamağında terör örgütü yer alır. Terör örgütü hiçbir kanunda doğrudan tanımlanmamıştır. TMK’nın 7’nci maddesi, TCK’nın 314’üncü maddesindeki silahlı örgüt suçuna atıf yapmıştır. Bu atıf, yalnızca cezai yaptırıma değil, suçun unsurlarınailişkindir. Ayrıca TCK’nın 314’üncü maddesi aynı zamanda atıf yapan bir özelliğe sahiptir ve TCK 220’nci maddesindeki hükümler silahlı terör örgütleri bakımından da uygulanır. Terör örgütünü genel suç örgütünden ayıran asıl ölçüt amaç unsurudur. Terör örgütünde ekonomik gelir elde etmek nihai amaç değildir. Bu tip örgütlerin amaçları siyasidir. Zaten TCK’nın 314’üncü maddesinde, silahlı terör örgütünün daha çok siyasi yönü ön plana çıkan “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” ve “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”ın işlenmesi amacıyla kurulabileceği hükme bağlanmıştır. Özetle terör örgütleri TMK’nın 1 inci maddesindeki amaçlarla hareket etmeli ve yöntemleri kullanmalıdır. Bu yönüyle terör örgütü kimi zaman “siyasi mafya” olarak da nitelenir7. Türk hukukunda silahlı terör örgütünün varlığı için; 1) En az üç kişi, 2) mensuplar arasında hiyerarşi, 3) cebir-şiddet yöntemi, 4) TMK m. 1’deki siyasi amaç ve saik, 5) amaç suçları işlemeye yeterli silahlı elverişlilik, 6) devamlılık unsurları birlikte aranır. TCK’nın 314’üncü maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü kurma, yönetme, bu örgüte üye olma ve yardım suçları hem bir terör suçu hem de örgütlü bir suçtur. Unutulmamalıdır ki, bir yapının terör örgütü olduğunun tespiti ancak bu unsurların ortaya konulmasıyla ve yargı kararıyla mümkündür. İdari kararlarla bir örgütün terör örgütü olup olmadığı ortaya konulamaz. Kanunilik ilkesinin (nulla poena sine lege stricta) gereği olarak bu alanda kıyas yapılamaz.
TMK’da terör suçlarının hangileri olduğu belirtilmiştir. Terör suçları mutlak ve nispi olmak üzere ikiye ayrılır8. Mutlak terör suçları (TMK m. 3), TCK’nın 302, 307, 309, 310/1, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320. maddelerindeki suçlardır; mahiyetleri terör olgusuyla iç içe geçtiği için bunlarda TMK’nın 1 inci maddesindeki amaç, yöntem veya başkaca bir şart aranmaz, bunlar doğrudan terör suçu olarak kabul edilirler. Nispi terör suçları (TMK m. 4) ise ancak bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde ve TMK’nın 1 inci maddesindeki amaç ve yöntemlerle işlendiğinde terör suçuna dönüşür; aksi halde adi suç olarak kalır.
4- Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri Bakımından Değerlendirme
Suç kategorisindeki farklılaşmanın ilk pratik sonucu muhakeme aşamasında ortaya çıkar. Adi suçlarda olağan soruşturma ve kovuşturma usulü uygulanırken, örgütlü ve terör suçlarında hem koruma tedbirleri hem de muhakeme kurumları bakımından ağırlaştırılmış bir rejim devreye girer.
Görevli Mahkeme: 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12’nci maddesi uyarınca, TMK’da belirtilen terör suçları ile TCK’da düzenlenen “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” (318, 319, 324, 325 inci maddeler hariç) ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” (332’nci madde hariç) suçlarına Ağır Ceza Mahkemeleri bakacaktır.
Gözaltı Süresi: Gözaltı bakımından CMK’nın 91 inci maddesinin birinci fıkrası genel süreyi belirlerken, aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre toplu olarak işlenen suçlarda Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına karar verebilir. Terör suçu mevzubahis ise aynı maddenin dördüncü fıkrası uygulama alanı bulabilecektir.
Tutuklama: CMK’nın 100’üncü maddesinin üçüncü fıkrası kuvvetli suç şüphesi hâlinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği katalog suçları saymaktadır. Fıkranın 10 uncu bendinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçunda (TCK m. 220) tutuklama nedeninin var sayılabileceği kabul edilmiştir. Dikkat edilmelidir ki örgüte üyelik ve örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçları bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Aynı maddenin 11 inci bendine göre “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” (TCK m. 302, 303, 304, 307, 308), 12’nci bendine göre “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” (TCK m. 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315) mevzubahis olduğunda da tutukluluk nedeni varsayılabilecektir. Bu düzenlemeler, tutukluluğa karar verilmesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca CMK’nın 102’nci maddesinde azami tutukluluk süreleri düzenlenmektedir. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” suçları ile terör suçları mevzubahis olduğunda azami tutukluluk süresi 5 yıl olacaktır.
Koruma Tedbirleri: CMK’nın 128 inci maddesinde düzenlenen taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma koruma tedbirinin uygulanabileceği katalog suçlar arasında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” suçları sayılmıştır. CMK’nın 133’üncü maddesinde düzenlenen şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirinin uygulanabileceği suçlar arasında silahlı örgüt suçu sayılmıştır. CMK’nın 135 inci maddesi kapsamında iletişimin dinlemesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” suçlarında da uygulanabilecektir. CMK’nın 139 uncu maddesinde düzenlenen gizli soruşturmacı görevlendirilmesi koruma tedbiri ile CMK’nın 140 ıncı maddesinde düzenlenen teknik araçlarla izleme koruma tedbiri suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve silahlı terör örgütü suçunda uygulanabilecektir. Görüldüğü üzere örgütlü suçluluk mevzu bahis olduğunda, nitelikleri itibariyle kişi hak ve hürriyetleri üzerinde çok ağır sonuçlar doğuran koruma tedbirlerinin uygulanmasının önü açılmaktadır.
Duruşmadaki Müdafi Sayısı: CMK’nın 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.
Kısıtlılık Kararı: CMK’nın 153’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında sayılan katalog suçlar söz konusu ise müdafi dosyayı inceleme ve belgelerden örnek alma hakkına kısıtlama getirilebilir. Bu suçlar arasında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile bazı terör suçları sayılmıştır.
Müdafi ile Görüşme Yasağı: CMK’nın 154’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, terör suçlarının soruşturulması sırasında şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmi dört saat süreyle kısıtlanabilecektir.
Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi: Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların soruşturmasında Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılması ertelenemez.
5- Cezanın İnfazı Bakımından Değerlendirme
Suç kategorisindeki farkın en belirgin ve ölçülebilir sonucu infaz aşamasında ortaya çıkar. CGTİHK’nın 3’üncü maddesine göre, infazın amacı genel ve özel önleme, toplumun korunması ve hükümlünün yeniden sosyalleşmesidir.
CGTİHK’nın 24’üncü maddesinde hükümlüler, a) ilk defa suç işleyenler, mükerrirler, itiyadî suçlular veya suç işlemeyi meslek edinenler, b) aklî ve bedensel durumları nedeniyle veya yaşları itibarıyla özel bir infaz rejimine tâbi tutulması gerekenler, c) tehlike hâli taşıyanlar, d) terör suçluları, e) suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suç örgütlerine mensup olan suçlular gibi gruplara ayrılırlar. Görüldüğü üzere, terör suçluları ile suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suç örgütlerine mensup olan suçlular özel olarak gruplandırılmıştır.
Ceza İnfaz Kurumunun Türü Bakımından: CGTİHK’nın 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan; a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308), e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315) mahkûm olanların cezaları, yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında infaz edilir. Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.
Cezanın Doğrudan Açık Ceza İnfaz Kurumunda İnfaz Edilmesi: CGTİHK’nın 14’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre; a) bazı istisnaları bulunmakla birlikte kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar, b)Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar, c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler, d) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Ancak terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile ikinci defa mükerrir olanlar ve koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler bu hükümden yararlanamazlar.
Koşullu Salıverilme Oranları: CGTİHK’nın 107’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmi dört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Fıkranın devamında, bazı suçlar bakımından bu koşullu salıverilme sürelerine daha yüksek oranların uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile TMK kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. TMK’nın 17’nci maddesi uyarınca terör suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olan yetişkinlerde bu oran dörtte üç olarak uygulanır. Aynı maddesinin dördüncü fıkrasına göre, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz altı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.
Maddenin on altıncı fıkrasına göre, TCK’da düzenlenen “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar“, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar”ın bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.
Öte yandan CGTİHK’nın Geçici 2’nci maddesi uyarınca, 14.7.2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla; ölüm cezaları, müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör suçluları, koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası, hayatı boyunca devam eder.
Denetimli Serbestlik: CGTİHK’nın 105/A maddesinin birinci fıkrasına göre, hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitim evinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. Aynı kanunun Geçici 6’ncı maddesi uyarınca, 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından “bir yıl”lık süre, “üç yıl” olarak uygulanır. Ancak bu süre Geçici 6’ncı maddenin birinci fıkrasının açık düzenlemesi uyarınca, terör suçlarında 1 yıl olarak uygulanacaktır. Hükümlünün bu infaz usulünden yararlanabilmesi için beş günden az olmamak üzere koşullu salıverilme tarihine kadar ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin en az onda birini ceza infaz kurumunda geçirmiş olması gerekir. En az beş gün ve onda bir kuralı, CGTİHK’nın Geçici 11 inci maddesi uyarınca, 04/06/2025 tarihinden önce işlenen suçlara uygulanmayacaktır.
CGTİHK’nın 105/A maddesinin üçüncü fıkrasına göre, denetimli serbestlikten, a) sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan ve koşullu salıverilmesine iki yıl veya daha az süre kalan kadın hükümlüler, b) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve koşullu salıverilmesine üç yıl veya daha az süre kalan hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde yararlanabilirler. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adlî Tıp Kurumundan alınan veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmelidir. Aynı kanunun Geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, a) Sıfır-altı yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile yetmiş yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında 105/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “iki yıl”lık süre, “dört yıl” olarak uygulanır. b) Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmış beş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilir. Terör suçlarında Geçici 6’ncı madde uygulama alanı bulmayacaktır.
Mükerrirlere Özgü Rejim: Tekerrür, suç kategorisinden veya tipinden bağımsız biçimde infazı ağırlaştıran ayrı bir değişkendir. Nitekim CGTİHK’nın 108 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuz dokuz yılının, b) Müebbet hapis cezasının otuz üç yılının, c) (Ek:14/4/2020-7242/49 md.) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz iki yılının, d) Süreli hapis cezasının üçte ikisinin, İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir. Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır. Görüldüğü üzere, bu kurallar mükerrirlere özgüdür. Ancak TCK’nın 58 inci maddesinin 9 uncu fıkrasında, “Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.” Denilmektedir. Bu özel düzenleme dolayısıyla, örgüt mensubu suçlu bakımından doğrudan doğruya mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmedilecektir.
CGTİHK’nın 59/5, 63/3, 68/3, 68/5, 83/4, 89/3 maddelerinde terör suçluları ile örgüt suçlarından mahkûm olanların bazı haklarının kısıtlandığı da görülmektedir.
6- Sonuç ve Değerlendirme
Hapis cezası, modern ceza hukukunun bedene yönelen cezadan özgürlüğe yönelen cezaya geçişinin ürünüdür; cezalandırmanın ağırlık merkezini bedenden zamana, görünür acıdan ölçülebilir bir özgürlük yoksunluğuna kaydırmıştır. Ne var ki bu çalışmanın ortaya koyduğu gibi, hapis cezası salt bir miktardan (yıl) ibaret değildir; aynı zamanda bir nitelik (rejim) taşır. Nitekim infazın yasal amacı (CGTİHK m. 3) — genel ve özel önleme, toplumun korunması ve hükümlünün yeniden sosyalleşmesi — cezanın bir kefaret mi yoksa bir toplumsal savunma ve ıslah aracı mı olduğu yönündeki kadim felsefi tartışmanın pozitif hukuktaki izdüşümüdür. Cezanın anlamı, hükmün açıklandığı an değil, infazın yaşandığı süre boyunca belirginleşir.
İşte bu noktada adi suç-örgütlü suç-terör suçu ayrımı, yalnızca kuramsal bir tasnif değil, failin hukuki kaderini belirleyen pratik bir eşik olarak öne çıkar. Çalışma boyunca gösterildiği üzere, aynı tür ve aynı süreli bir hapis cezası, suç kategorisine göre soruşturmadan infaza kadar bütünüyle farklı bir rejime tâbidir. Örgütlü ve terör suçlarında soruşturma evresi ağırlaşır, gözaltı süreleri uzar, katalog suçlarda tutuklama nedeni var sayılarak özgürlükten yoksun bırakma kolaylaşır, kişi hak ve hürriyetlerine derin biçimde müdahale eden koruma tedbirleri (el koyma, kayyım, iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı, teknik izleme) devreye girer, hatta müdafi ile görüşme ve dosya inceleme hakları dahi kısıtlanabilir. Bu ağırlaşma infaz evresinde doruğa ulaşır, yüksek güvenlikli kuruma yerleştirme, koşullu salıverilme oranının 1/2’den 2/3’e ve terör suçlarında 3/4’e yükselmesi, açık kuruma ayrılma ile denetimli serbestlik imkânlarının daralması veya tümüyle kapanması. Böylece hükümdeki nominal eşitlik, infazdaki maddi eşitsizliğe dönüşür; cezanın gerçek ağırlığını belirleyen, kâğıt üzerindeki süre değil, suç kategorisidir.
Bu maddi eşitsizliğin yaşandığı somut mekân ise cezaevidir. Suç kategorisindeki farklılaşma, hükümlü için kâğıt üzerindeki bir koşullu salıverilme oranından ibaret kalmaz; çoğu zaman bambaşka bir mekânda, yüksek güvenlikli kurumun bir veya üç kişilik odasında, dış dünyayla teması asgariye indirilmiş bir rejim altında sürdürülen bir hayata dönüşür. İnfazın kanunla çizilen amacı (CGTİHK m. 3) hükümlünün yeniden sosyalleşmesi olduğuna göre, asıl sınav da burada verilir. Ağırlaştırılmış güvenlik rejimi, ıslah ve topluma yeniden kazandırma hedefini gölgede bırakacak ölçüde bir tecrit ve etkisizleştirmeye dönüştüğünde, cezaevi bir yeniden kazandırma kurumu olmaktan çıkıp salt bir muhafaza aygıtına indirgenir. Oysa bir hukuk düzeninin olgunluğu, en ağır suçluyu dahi nasıl muhafaza ettiğinde değil; onu insan onurunu koruyarak ve topluma dönme umudunu büsbütün söndürmeden nasıl ıslah etmeye çalıştığında görünür hâle gelir.
Bu farklılaşma elbette keyfi değildir. Örgütlü kötülüğün bireysel suça kıyasla devlet ve toplum için taşıdığı daha yüksek ve süreklilik arz eden tehdidi gözeten bilinçli bir değer tercihinin ürünüdür. Ancak ağırlaştırılmış bu rejim, yalnızca kanunilik ilkesine (nulla poena sine lege stricta) sıkı sıkıya bağlı kaldığı ölçüde meşruiyet taşır. Bir yapının terör örgütü niteliği idari kararla değil ancak yargı kararıyla saptanabilir ve bu alanda kıyas yasağına titizlikle uyulması gerekir. Aksi halde güvenlik mülahazası özgürlüğü ezer. Bir başka ifadeyle, özgürlük-güvenlik dengesi özgürlük aleyhine bozulur. Bu nedenle suç kategorileri arasındaki ayrımın asıl ölçütü cezanın sertliği değil; tutarlılığı, orantılılığı ve öngörülebilirliğidir.
Modern ceza hukukunun önemli ismi Cesare Beccaria’nın iki buçuk asır önce dile getirdiği kriter, bu bağlamda önemlidir. Beccaria’ya göre cezayı caydırıcı kılan onun şiddeti değil, kesinliği ve kaçınılmazlığıdır; meşru olan ceza, suçların ağırlığıyla orantılı ve yasalar tarafından belirlenmiş olandır[9]. Örgütlü ve terör suçlarına özgü ağırlaştırılmış soruşturma ve infaz rejimleri de ancak bu ölçüye, tecrite dönüşmeyen bir orantılılığa, kanuniliğe, adil yargılanma hakkı ile silahların eşitliği ilkesine sadık kalınarak icra edilen ceza muhakemesi süreçlerinin varlığı halinde meşruiyet taşıyacaktır.
KAYNAKÇA
Kitaplar ve Makaleler
ARTUK, M. Emin / GÖKCEN, Ahmet / ALŞAHİN, M. Emin / ÇAKIR, Kerim: Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Bası, Ankara: Adalet Yayınevi, 2021.
BECCARIA, Cesare: Suçlar ve Cezalar Hakkında, çev. Sami Selçuk, Ankara: İmge Kitabevi, 2024.
BOZ, Burak: “Türk Ceza Hukukunda Terör Örgütü ve Terör Örgütüne Üye Olma Suçu”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, S. 1, 2020, s. 150 vd.
DUBBER, Markus: “Theories of Crime and Punishment in German Criminal Law”, American Journal of Comparative Law, Vol. 53, No. 3, 2006, s. 682 vd.
HELVACI, Serap / TOPUZ, Murat: Geçmişten Günümüze Özdeyişlerle Hukukun Kadim İlkeleri (Şerhli-İçtihatlı), 3. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınevi, 2025.
KILINÇ, Bilâl: Terörizmin Finansmanı Suçu ve Malvarlığı Değerlerinin Dondurulması, Ankara: Adalet Yayınevi, 2025.
KOCASAKAL, Ümit: “Organize Suçluluğun Tanımı, Özellikleri ve Kapsamı”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 1, S. 1, 2002, s. 130 vd.
ÖZGENÇ, İzzet: Suç Örgütleri, Ankara: Seçkin Yayınevi, 2022.
TURINAY, Faruk Y.: Ceza Hukukunda Terör Amacıyla Örgütlenme Suçu, Ankara: Seçkin Yayınevi, 2019.
Mevzuat
1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK).
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK).
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİHK).
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK).
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu.
4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun.
5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun.
Uluslararası Belgeler
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
- Serap Helvacı, Murat Topuz, Geçmişten Günümüze Özdeyişlerle Hukukun Kadim İlkeleri (Şerhli-İçtihatlı), 3. Baskı, Ankara: Seçkin Y., 2025, s. 317. ↩︎
- Ümit Kocasakal, “Organize Suçluluğun Tanımı, Özellikleri ve Kapsamı”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1/1, 2002, s. 130. ↩︎
- İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, Ankara: Seçkin Y., 2022, s. 11. ↩︎
- M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, M. Emin Alşahin, Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara: Adalet Y., 15. Bası, 2021, s. 490. ↩︎
- Markus Dubber, “Theories of Crime and Punishment in German Criminal Law”, American Journal of Comparative Law, 53/3, 2006, s. 682. ↩︎
- Bilâl Kılınç, Terörizmin Finansmanı Suçu ve Malvarlığı Değerlerinin Dondurulması, Ankara: Adalet Y., 2025, s. 74. ↩︎
- Faruk Y. Turinay, Ceza Hukukunda Terör Amacıyla Örgütlenme Suçu, Ankara: Seçkin Y., 2019, s. 54. ↩︎
- Burak Boz, “Türk Ceza Hukukunda Terör Örgütü ve Terör Örgütüne Üye Olma Suçu”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2/1, 2020, s. 150. ↩︎
