Farklı Hukuk Sistemlerinde Karşılaşılan Cezalandırma Yöntemleri
Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Buhari ÇETİNKAYA
Bugün dünya üzerinde, her hukuk sistemince kabul görmüş cezalandırma yönteminin, temel olarak hapis cezası olduğunu ifade etmek gerekir. Hapis cezasının, geçmişten bu yana en fazla kabul gören cezalandırma yöntemi olmasının temelinde, bu cezalandırma yönteminin ceza ile beklenen amaçlara en fazla hizmet eden yöntem olması yatmaktadır. Hukuk düzenince suç kabul edilen eylemler karşılığında cezalandırmanın birden çok amacı vardır. İlk olarak cezalandırma, suçluya yaptığının karşılığının ödetilmesidir. Suçlu hem yaptığının yanına kar kalmadığını öğrenecek ve yaptığı karşılığında bir bedel ödeyecek, hem de fiili karşılığı kendisine ödetilen bedel, kendisi için öğretici ıslah edici, terbiye edici olacaktır. Diğer yandan toplum, suçlunun cezalandırıldığını görerek adalet duygusunu ve yer yer intikam duygusunu tatmin edecektir. Yine toplum suçlunun cezalandırıldığını görerek aynı davranışları sergilemeden çekinecektir. Yani cezalandırmanın bir amacı da toplum için caydırıcı olmak olacaktır. Yine suçlu kişiler, toplumdan uzaklaştırılarak, toplumun düzenini bozması ve toplum için tehlike oluşturmasının önüne geçilecektir.
Tüm bu amaçları cezalandırmanın, topluma yansıyan yönü itibarıyla “genel önleme” ve suçlu bireye yansıyan yönleri itibarıyla “özel önleme” amacı olarak gruplandırmak mümkündür. Tüm bu amaçlara hapis cezasının, diğer cezalandırma yöntemlerinden çok daha fazla hizmet etmesi, hapis cezasını tüm dünyada en yaygın uygulanan ceza yöntemi haline getirmiştir. Öte yandan hapis cezasının, işlenen fiilin haksızlık yönünün ağırlığına göre artırılıp azaltılabilir olması da pratik sebeplere hizmet etmektedir. Ayrıca hapis cezası, hayata yönelik ya da bedene yönelik cezalara göre bir adli hata halinde telafisi mümkün bir ceza türüdür. Diğer bir yandan hapis cezası bir hürriyeti bağlayıcı ceza olarak herkes için eşit ve tüm suçluları eşitleyici bir fonksiyona sahiptir. Örneğin bir suç için öngörülen para cezasının miktarı, herkes için eşit ağırlıkta değilken, yani aynı cezayı bir zengin ile bir fakirin ödemesi eş derecede ağır değilken, zengin fakir herkesin hürriyetinden yoksun kalmasının ağırlığı eşdeğerdir. Tüm bu sebeplerle hapis cezasının en doğusundan en batısına, tüm uluslarda ve her türlü hukuk sisteminde en yaygın uygulanan cezalandırma türü olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Hapis cezası dışında, benimsenen hukuk sistemine göre, başka hukuk sistemlerinde karşılaşılmayan cezalandırma yöntemlerinin sayısı da dünya genelinde oldukça fazladır. Bu cezalandırma yöntemlerinin, özellikle suçlunun hayatına ve bedenine yönelik cezalar olduğunu ifade etmek gerekir. Bunların başında elbette suçlunun yaşamına son veren idam cezası gelmektedir. İdam cezası, hukuk sistemi içerisinde kabul edilmiş en ağır fiillere karşılık olarak öngörülürken, geçmişten bu yana uygulanış şekli de dönem dönem, ülkeden ülkeye farklılık arz etmiştir. İdam cezasının cezalandırmadan beklenen amaçlara hizmet edip etmediği, çağdaş bir cezalandırma yöntemi olup olmadığı, insancıllığı, üzerinde ittifak edilmiş bir konu değildir. Avrupa Konseyi bünyesinde idam cezası tümden ortadan kaldırılmış, Türkiye’de 2004 yılından bu yana yürürlükten kalkmış bir cezalandırma yöntemi olsa da ABD, Japonya gibi batılı hukuk sistemlerini kabul etmiş ülkelerde hala varlığını sürdürebilmektedir.
İdam cezası, yukarıda belirtildiği gibi en ağır fiillere uygulanan ceza olsa da tarihsel olarak çeşitli faaliyet alanlarındaki intizamın sağlanması, çeşitli kurumlara yönelik güven sarsıcı fiillerin engellenmesi suretiyle toplumun, bu kurumlara ve bu kurumların yürüttüğü faaliyete olan güveninin tesis edilmesi maksadıyla, basit fiillere de uygulanmıştır. Yine savaş ve olağanüstü hallerde, zaferin elde edilmesinin zorlaştırılmasına ya da olağan düzene geçişin geciktirilmesine yönelik, olağan dönemde idam cezası ile cezalandırılmayacak adi birtakım fiillerin idam ile cezalandırıldığı görülmektedir. Sözgelimi askerden kaçmak, olağan dönemde basit bir yaptırımı gerektiren bir fiil olarak görülebilecekken, savaş zamanında idam cezasına tabi tutulmuştur. İdam cezası, dini esaslara dayalı teokratik hukuk sistemlerinde dinin buyruklarına uygun olarak gösterilen fiillere, gösterilen yöntemlerle uygulanmaktadır. İslam hukukunun uygulandığı ülkelerde, özellikle cezalandırma yöntemi olarak kısasın benimsendiği hallerde, bir başkasını öldürmenin yaptırımı, kısasa uygun olarak failin hayatıyla bu fiilin bedelini ödemesidir. İdam cezası tarihsel olarak, geçmişte çok farklı hukuk sistemlerinde çok farklı yöntemlerle icra edilmiştir. Fil altında ezme, diri diri yakma, hayvanların ya da gladyatörlerin önüne atma, çarmıha germe, uzuvlarını kopana kadar germe gibi geçmişte oldukça gaddarca yöntemlerle icra edilen idam cezaları, bugün asma, zehirli iğne enjekte etme vs. gibi görece daha az acı veren yöntemlerle icra edilmektedir. Sonuç olarak, en gaddarcasından, görece en insancılına kadar idam cezası, otokratik olsun, demokratik olsun, teokratik olsun her türlü hukuk sisteminde karşılaşılabilen bir cezalandırma yöntemidir.
Dünya üzerinde farklı hukuk sistemlerinde görülebilen bir diğer cezalandırma yöntemi ise bedensel cezalardır. Bedensel cezalar, failin bedeni üzerinde uygulanan, failin bedenine acı çektirmeye yönelik olarak ya da failin uzvunun kesilmesi ya da işlevsiz hale getirilmesi şeklinde icra edilen cezalardır. Failin gözlerine mil çekilmesi, elinin kesilmesi, cinsel suç failinin hadım edilmesi yahut failin değnekle ya da kırbaçla dövülmesi gibi çeşitli yöntemlerle icra edilen bu cezalar, demokratik hukuk sistemlerinde yasal birer cezalandırma yöntemi olarak kabul görmemektedir. Keza failin bedenine yönelik eza ve acı çektirici cezalar, insan onuruna aykırıdır ve ceza hukukunun evrensel ilkesi olarak insancıllık ilkesine ters düşer. Örneğin Türk ceza hukuku sistemi içerisinde failin bedenine acı ve ıstırap çektirme amacını güden bir cezalandırma yöntemi yoktur.
Burada cinsel suç faillerine yönelik uygulanan hadım etme (kastrasyon) üzerinde kısaca durmak gerekmektedir. Hadım etme, işlenen ya da tekerrür eden cinsel suçlar neticesinde, failin cinsel arzularını ortadan kaldırmak, cinsel organlarını işlevsiz hale getirmek adına uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntemde failin cinsel organlarının dağlanması, kesilmesi, alınması söz konusu olabileceği gibi, uygulanan kimyasal yöntemlerle aynı sonucun elde edilmesi mümkündür. Örneğin ABD’de California, Georgia, Oregon, Louisiana, Montana, Teksas ve Wisconsin eyaletlerinde, reşit olmayanlara yönelik cinsel suç faillerine kimyasal hadım etme cezası uygulanmaktadır. Yine Avrupa Konseyi bünyesinde Çekya, Danimarka, Estonya, Moldova, Polonya, İsveç ve İspanya’da da kimyasal hadım etme cezası, cinsel suçlar karşılığı uygulanabilmektedir. Bu devletlerde hadım etme cezası, failin bedenine acı ve ıstırap çektirmeden, kullanılan ilaçların muhtevasındaki kimyasalların istenen sonucu ortaya çıkarması suretiyle uygulanmaktadır.
İslam ceza hukukunun uygulandığı teokratik devletlerde, bedensel cezaların uygulandığı görülmektedir. Bunlar kısas çerçevesinde, had ve tazir kapsamında uygulanabilmektedir. Örneğin İran’da Ceza Yasası’nın 282. maddesi uyarınca kamu güvenliğini silah kullanarak ihlal edenler hakkında fiilin ağırlığına göre idam, çarmıha gerilme, sağ el ve sol ayağın çapraz kesilmesi cezaları öngörülmektedir. Had suçlarından olan hırsızlık kapsamında Ceza Yasası’nın 278. maddesi, hırsızlık suçunu işleyenlere tekerrür durumuna göre farklı farklı uzuv kesme cezaları öngörmektedir. Yine kısas çerçevesinde mağdurun uğradığı bedensel zarara göre organ kesme (amputasyon) cezası da verilebilmektedir. Yine had ve tazir kapsamında pek çok suçun cezası olarak, kanunda belirtilen derecelere uygun değnek cezası verilebilmektedir.
İslam ceza hukuku dışında da çeşitli ülkelerde bedensel cezaların az ya da çok uygulandığı, en azından yasal sistemde varlıklarını sürdürdüğü görülebilmektedir. Örneğin 1994 yılında bir ABD vatandaşı vandallık eyleminden kaynaklı olarak Singapur’da kırbaç cezasına çarptırılmıştır. Bu olay ABD ile Singapur arasında bir krizin yaşanmasına sebep olmuştur. Barbados, Botsvana, Brunei, Swaziland, Tonga, Trinidad ve Tobago, Zimbabve gibi eski Britanya kolonilerinde bedensel cezalar, uygulanmasalar da yasal varlıklarını sürdürmektedir. Güney Afrika’da 1997 yılına kadar uygulanan bedensel cezalar, bu yıl çıkarılan Bedensel Cezaların İlgasına Dair Yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bedensel cezalar bir takım batı ülkelerinde, hapishanelerde çeşitli türden fiilleri işleyen kişilere karşı bir cezalandırma yöntemi olarak yakın zamana kadar uygulanagelmiştir. Örneğin Birleşik Krallık’ta, cezalandırma yöntemi olarak bedensel ceza uygulaması, 1948 yılında sonlandırılsa da cezaevi personeline yönelik ağır fiilleri gerçekleştirenlere yönelik hâkim kararı ile bedensel ceza uygulaması, 1967 tarihli Ceza Adaleti Yasası ile ilga edilene kadar varlığını sürdürmüştür. Birleşik Krallık tacına bağlı, otonom statüdeki Jersey’de değnek cezası (birching) en son 1969’da uygulanmış olsa da mevzuatta varlığını 2007 yılına kadar sürdürmüştür. En son 2007 yılında Ceza Adaleti yasası ile kadük nitelikteki hükümlerin varlığına son verilmiştir. Bir diğer taca bağlı otonom ada olan Guernsey’de de en son 1968 yılında uygulanan değnek cezası, benzer bir süreç ile 2006 yılında mevzuattan çıkarılmıştır.
Son olarak, tüm hukuk sistemlerinde görülebilen bir diğer cezalandırma yöntemi olarak failin mülkiyetini hedef alan para cezasına değinmek gerekir. Para cezası her hukuk sisteminde, basit bazı fillere karşılık olarak yalnız başına, hapis cezasına alternatif olarak ya da hapis cezası yanında uygulanan bir cezalandırma yöntemidir. Özellikle ekonomik getiri sağlayan suçlara karşılık olarak suçun ve suçtan elde edilen değerin ağırlığına göre, hapis cezası yanında fail, para cezasına da mahkûm edilmektedir. Para cezası her ne kadar, her failin mali durumu aynı olmadığından cezalandırmada eşitliği ve adaleti sağlamada sakıncalar doğursa da bugün dünya genelinde, her hukuk sisteminde hapis cezası ile birlikte en fazla başvurulan cezalandırma yöntemidir. Türkiye’de de suçlar karşılığı yaptırımlar hapis cezası ve adli para cezalarıdır. Nitekim TCK’nın 45. Maddesi uyarınca “Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır.” Yine her hukuk sisteminde, hapis cezasının ya da diğer cezaların belirli koşullar altında seçenek yaptırımlara dönüştürüldüğü de görülmektedir. Bunlar daha ziyade suçlunun ıslahına, mağdura ve topluma verdiği zararı gidermeye, toplum için tehlike arz ettiğinden bir süre belirli faaliyetleri yapmaktan ya da belirli yerlere gitmekten yasaklanmaya yönelik tedbirler olabilmektedir.Toparlamak gerekirse, farklı hukuk sistemlerinde bugün suçlar karşılığı uygulanan cezalandırma yöntemlerini, hürriyete yönelik hapis cezası, yaşama yönelik idam cezası, bedensel cezalar ve adli para cezası olarak saymak mümkündür. Genel itibarıyla en yaygın uygulanan cezalandırma yöntemi, yukarıda da belirtildiği gibi, her ne kadar çeşitli sakıncaları olsa da cezalandırmadan beklenen her amaca en fazla hizmet eden hapis cezasıdır. Hürriyeti bağlayıcı ceza olarak hapis cezası, hangi hukuk sistemini benimsemiş olursa olsun, demokratik olsun olmasın, insancıl olsun olmasın, her hukuk sisteminde muhakkak ve en yaygın olarak uygulanan cezalandırma yöntemidir.
