Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA PARTİSİ) 1 Nisan 2026

Demokratik Restorasyon: Mevcut Sistemin Muhasebesi ve Yeni Bir Anayasal Mimari

95 yıl süren Parlamenter sistemden sonra, 7 yılı aşan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi pratiği, anayasal düzenin hangi noktalarda işlevini yitirdiğini ve hangi alanlarda yeniden inşa edilmesi gerektiğinin parametrelerini açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle “nasıl bir anayasa” sorusu, önceki ve mevcut anayasal mimarinin ürettiği sonuçlar dikkate alınarak ele alınmak zorundadır.

Kuvvetler Ayrılığından Şahsi Yönetime: Yedi Yıllık Dönüşüm

Yedi yılı aşan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulamada ortadan kalktığı, kurumsal devlet yapısının zayıfladığı ve karar alma süreçlerinin kişiselleştiği bir yönetim düzenine dönüşmüştür. Cumhurbaşkanına yasama, yürütme ve yargı üzerinde olağanüstü geniş yetkiler sistem içindeki denge ve denetimi ortadan kaldırmış, kamu yönetiminin işleyişini kırılgan hâle getirmiştir.

Anayasa ve kanunlarda hâlen mevcut olan denetim kurumları ve yolları ise pratikte karşılık bulmamaktadır. Sorunları tespit etmek, bunları raporlamak, idari ve adli mekanizmalarla denetim ve yargı konusu yapmak imkânsız hale gelmiştir. Hasbelkader ortaya çıkan rapor ve kararlar (Sayıştay, Yargıtay, AYM, AİHM), yürütmenin tercihleriyle örtüşmediğinde uygulanmamakta ya da etkisizleştirilmektedir. Bağımsız olması gereken denetim organlarının, üst kurulların ve yargı mercilerinin üzerindeki yürütme baskısı, kurumsal özerkliği ortadan kaldırmış, bu durum sistem içi denge-denetleme yapısını derin biçimde zedelemiştir.

Bürokrasinin işleyişi de benzer bir tıkanmayla karşı karşıyadır. Şube müdürlüğü düzeyinde çözülebilecek standart işlemler dahi Cumhurbaşkanı onayına kadar uzanmaktadır. Yetki ve sorumluluk dağılımının sağlıklı şekilde işlememesi, basit işlerde bile gecikmelere yol açmakta; devlet mekanizması doğal ritmini kaybetmektedir.

Sistemin başlangıcında ileri sürülen “istikrar” ve “etkin yönetim” iddiaları ise sahada karşılık bulmamıştır. Yönetimde istikrar, hukuka bağlılık, öngörülebilirlik ve şeffaflık gibi temel unsurlarla mümkündür; oysa yürütme yetkisinin tek bir makamda birikmesi, bakanlıkların ve bürokrasinin yetkisizleşmesi, karar süreçlerinin ihtiyaç ve etki analizinin yapılmaması yüksek hata maliyeti üreten kırılgan bir yapı ortaya koymuştur. Hesap verebilirliğin gerilemesi, liyakat mekanizmasının aşınması ve keyfî karar pratiklerinin yaygınlaşması, etkinlik söyleminin altını boşaltmıştır.

Siyasetin yapısı da bu süreçte köklü bir dönüşüm yaşamıştır. Parlamentonun kanun yapma ve yürütmeyi denetleme fonksiyonları uygulamada örneği olmayan sembolik bir çerçeveye sıkışmış, Meclis’in çalışma temposu yürütmenin ihtiyaç ve talepleriyle sınırlı bir çerçevede şekillenmiştir. Cumhurbaşkanının parti genel başkanı sıfatını sürdürmesi, tarafsızlık ilkesini anlamsızlaştırmakla kalmamış, siyasal kutuplaşmayı da derinleştirmiştir.

İktidar partisinin kendi iç kurumsal mekanizmaları da bu merkezileşmeden etkilenmiştir. AK Parti Genel Merkezi ve TBMM Grubu, uzunca bir süredir kritik meselelerde dahi istişari bir fonksiyon görememektedir. Yasa teklifleri dar bir çevrede hazırlanmakta, Meclis Grubu’nun rolü yalnızca imza süreçlerini tamamlamaya indirgenmektedir. Meclis gündemi grup yönetimleri tarafından belirlenememekte, bir gün görüşülen bir teklif ertesi gün ortadan kaybolmakta ve aylarca tekrar gündeme gelmemektedir. Gündemine hâkim bir TBMM ve AK Parti Grup Yönetiminden bahsetmek imkansızdır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kırılganlık, hukuk güvenliğinin zayıflaması ve kurumsal dağınıklık, bu yönetim anlayışının ürettiği yapısal sonuçlardır. Bağımsız kurumların siyasi ihtiyaçlara göre yönlendirilmesi, liyakat yerine sadakatin esas alınması, devletin nitelikli insan kaynağını erozyona uğratmış; kurumsal hafızayı taşıyan kadroların tasfiyesi, pek çok kamu kurumunda öngörüsüz kararlar ve yüksek maliyetli uygulamalar ortaya çıkarmıştır. Görevde yükselme sisteminin kurumsal ilkelerden kopması, kamu yönetiminde düzenli bir yapının yerini rastlantısal ve günübirlik tercihlere bırakmasına neden olmuştur.

Sistemin hızlı karar alma iddiası da denetim zafiyeti nedeniyle gerçekçi bir avantaj oluşturmamıştır. Denetimsiz hız idari hataları büyütmüştür. Kamu kaynaklarının plansız kullanımından, sonuçları öngörülmemiş idari tercihlere kadar uzanan geniş bir alanda bu durumun etkileri görülmektedir. Yargı bağımsızlığının zayıflaması, Merkez Bankası, TÜİK ve Sayıştay gibi kurumların özerkliğini kaybetmesi, ekonomik istikrar ve hukuk devleti anlayışını daha da zayıflatmaktadır.

Demokratik temsil ve hesap verebilirlik anlayışı da bu dönemde büyük ölçüde gerilemiştir. Yürütmenin Meclis karşısında sorumluluk taşımaması, denetim organlarının etkisizleşmesi ve siyasal alanın daralması, demokratik işleyişi zayıflatan başlıca etkenlerdir. Oysa demokrasi yalnızca seçim sandığından ibaret değildir; yönetenlerin şeffaf, süreklilik arz eden ve denetlenebilir bir yönetim anlayışını sürdürmesi gerekir.

Türkiye’yi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Kurtarır

Mevcut sistemin küçük onarımlarla düzeltilemeyeceği izahtan varestedir. Bu nedenle Türkiye’nin yeniden hukuk devleti çizgisine dönmesi için Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi zorunludur. Tarafsız bir Cumhurbaşkanlığı makamı, etkili sistem içi denge ve denetleme mekanizmaları, yapıcı güvensizlik oyuna dayalı istikrarlı bir yürütme yapısı, Meclis’in denetim rolü ve devredilemez bütçe hakkının güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığının gerçek anlamda güvence altına alınması ve temsilde adaleti esas alan bir seçim mimarisi bu sistemin temel sütunlarını oluşturacaktır.

Son dönemde yeniden gündeme gelen Anayasa değişikliği tartışmaları bu açıdan önemlidir. Yapılacak düzenlemelerin kuvvetler ayrılığını güçlendirmesi, Meclis-yürütme ilişkisi ve kurumlararası demokratik dengeyi yeniden kurması yönünde atılacak her adım değerlidir. Meclis aritmetiği parlamenter modele dönüşü kısa vadede mümkün kılmasa dahi güçler arasındaki dengesizliği azaltacak her girişim ülkenin yararına olacaktır.

Türkiye’nin geleceği, denetimsiz ve tek merkezli yönetim anlayışını sürdürmekte değil; kurumlarını güçlendiren, hukuk güvencesini pekiştiren ve demokratik dengeyi yeniden tesis eden, birey açısından özgürlükçü ve hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sisteme yönelmekte yatmaktadır. Güçlendirilmiş parlamenter sistem, bu hedefe ulaşmanın en sağlam yolunu oluşturmaktadır.

Nasıl Bir Anayasa?

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak, Türkiye’nin siyasal sorunlarının temelinde anayasal düzen tercihlerine ilişkin hata ve eksikliklerin yattığına inanmaktayız.

Türkiye’de anayasalar, toplumun özgürlük ve demokrasi taleplerini yansıtmaktan ve toplumsal barışı tesis etmekten uzak kalmıştır. Bireye ve devlete yüklenen anlam, toplum tasavvuru, kimlik ve inanç tercihleri, devleti hakem olmaktan çıkarıp bir taraf haline getirmiştir. Devlet; toplum ve birey tarafından tanımlanan değil; toplumu ve bireyi tanımlayan, onun kimliğine müdahale eden, ideolojik tarafsızlığı bulunmayan bir yapı olagelmiştir.

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak anayasayı, milletimizin “bir arada yaşama ilkeleri” olarak görmekteyiz. Bu çerçevede, Türkiye’nin bugüne kadarki anayasa deneyimlerinden de yararlanarak, toplumsal talepleri merkeze alan, tüm farklılıkları değerli gören toplumsal sözleşme niteliğindeki bir anayasayı hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Yeni bir anayasa yapımının ve anayasa değişikliklerinin olağan dönemlerde, katılımcı ve müzakereci bir yöntemle, geniş bir mutabakatla olması gerektiğine inanıyoruz.

İnsan onurunun dokunulmazlığını, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı kuvvetler ayrılığına dayanan demokratik bir düzeni, yaşamın temeli olan doğanın ve çevrenin korunmasını, eşitliği ve adaleti, laiklik ilkesini ve hukukun üstünlüğünü, devletin ideolojik tarafsızlığını, yerinden yönetimi ve yerel yönetimler ile sivil toplumun güçlendirilmesini anayasal düzenin temel ilkeleri olarak kabul ediyoruz.

Toplumun anayasal düzeni benimsemesi ve sahiplenmesi ancak demokratik katılımla mümkündür. Bu çerçevede; devletin tüm kurumsal yapılanmasını, hiçbir istisna tanımaksızın tüm toplumsal farklılıkların ayrımsız ve ön koşulsuz katılımına ve temsiline dayandıracağız.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, özgürlükleri güvence altına alabilmenin bir gereği olarak yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden ayrılması gerektiğini ifade eder. Bütün güçlerin tek bir elde toplanması halinde yönetimin denetlenemeyeceği, keyfiliğe kaçacağı ve bu sebeple de özgürlüklerin güvence altına alınamayacağı açıktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin amacı, iktidarı yozlaşmadan alıkoymak, keyfiliğe kaymasını önlemek, frenlemek ve sınırlamak suretiyle özgürlükleri korumak ve güvence altına almaktır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının ağırlıklı olarak temsili yetkilere sahip olduğu, tarafsızlığıyla bütünleştirici ve güven verici işlevinin bulunduğu, güçlü bir parlamenter sisteme geçilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, millet iradesinin en yüksek oranda temsil edildiği, siyasal sistemin merkezinde yer alan ve yürütmeyi etkin şekilde denetleyen bir organ haline getireceğiz. TBMM’nin yasama ve denetim faaliyetlerini uzlaşmacı ve çoğulcu yöntemlerle gerçekleştirmesi gerektiğine inanıyoruz.

Meclis komisyonlarının teknik kapasitesini güçlendirerek yasama ve denetim faaliyetlerinin niteliğini artıracağız.

TBMM’nin, yürütmenin sadece siyasi kanadını değil; başta güvenlik, istihbarat ve dış politika alanları dahil olmak üzere kurum ve kuruluşları da denetlemesini sağlayacağız. Öngördüğümüz parlamenter sistemin bir gereği olarak, Kanun Hükmünde Kararname gibi TBMM’nin yasama yetkisinin devri anlamına gelen uygulamalara son vereceğiz.

Teknolojinin sunduğu imkânlardan da en üst düzeyde yararlanarak vatandaşlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarının yasa yapma sürecine daha etkin biçimde katılımını sağlayacağız. Olağanüstü Hal Kararnameleriyle temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların, hakkın özüne dokunamayacağı esasını benimseyeceğiz.

Bu kararnamelerin yargısal denetime açılmasını ve Anayasa Mahkemesi tarafından temel haklar bakımından re’sen incelenmesini sağlayacağız. OHAL’in sona ermesi halinde, kararnamelerin tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını temin edeceğiz.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin vazgeçilmez unsuru olan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını tam olarak sağlamak amacıyla, yargı sistemini yeniden tanzim edeceğiz. Bu alanda Avrupa demokratik standartlarını yansıtan Venedik Komisyonu çalışmalarından yararlanacağız.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından son derece önemli olan yüksek yargı kurullarını, yargının demokratik meşruiyeti ve çoğulculuğu ilkeleri çerçevesinde yeniden tanzim etmeyi hedefliyoruz. Yüksek yargı kurulları üyelerinin, tek başına devlet başkanı, parlamentodaki bir siyasi parti çoğunluğu veya yargıda gruplaşmalara neden olacak yöntemlerle belirlenmesinin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu nedenle, hukukun üstünlüğü ve sınırlı iktidar ilkesi doğrultusunda yüksek yargı kurullarında tarafsızlığın ve bağımsızlığın ve çoğulculuğun sağlanması amacıyla, üye seçiminde kaynak çeşitliliğine önem verilmesini, Meclis’in etkinliğinin arttırılmasını ve seçimlerin nitelikli çoğunluğa dayalı olarak yapılmasını savunuyoruz.

Anayasa Mahkemesinin demokratik meşruiyetini güçlendireceğiz. Mahkeme üyelerinin seçiminde TBMM tarafından seçilecek üye sayısını arttıracak ve seçimlerde nitelikli çoğunluk arayacağız. Bireysel başvuruların daha kısa sürede sonuçlanması için Mahkemenin kapasitesini arttıracak tedbirleri alacağız. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması hukuk güvenliği üzerinde büyük tahribat oluşturmaktadır. Bu kararların Anayasa’da öngörüldüğü şekilde derhal uygulanmasını sağlayacak adımları atacağız.

Türkiye’nin temel ve kronik sorunları, hukuku dolanan, yargıyı araçsallaştıran, kurumları zayıflatan kuvvetler birliğine dayalı yönetim biçiminden kaynaklanmaktadır. Yeni Anayasanın, yalnızca yüzeysel reformlarla sınırlı kalmayıp; vatandaşı merkeze alan, özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu, güçlü denetim mekanizmalarına sahip, kuvvetler ayrılığını ve tam demokrasiyi yeniden tesis edecek Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişi sağlayacak bir demokratik anayasal sözleşme niteliği taşıması gerekmektedir. Bu kapsamda;

Din ve Vicdan özgürlüğü güçlendirilmeli: Anayasa’da din ve vicdan özgürlüğü güçlendirilmelidir. Aleviler, diğer dini ve felsefi inanç gruplarının bireysel ve örgütlenme hakları kendi dini alanlarının kamu nezdinde kabul görmesine ilişkin bir yaklaşım esas alınmalıdır. Hak temelli örgütlenmelerin, demokratik toplumun gereklerine uygun bir şekilde kurulabilmesi ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri için özgürlükçü bir çerçeve hayata geçirilmelidir.

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılmalı: Anayasa, temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırılarak, özgürlükçü bir anlayış kazandırılmalıdır. Anayasadan otoriter anlayışın izleri silinmeli, “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenlenmelidir. Anadillere dair yasakçı yaklaşım yerine korumacı ve özgürlükçü bir yaklaşım benimsenmeli. Vatandaşlık maddesi kapsayıcı bir yaklaşımla yeniden düzenlenmelidir.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olmalı: Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi eklenerek, Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmalı. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanmalıdır.

Tereddüt halinde yorum, hürriyet lehine yapılmalı: Anayasa’nın 13’üncü maddesine “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.” hükmü eklenmeli. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçilmelidir.

İfade hürriyeti güvence altına alınmalı: Anayasanın 25’inci maddesinde yapılacak değişiklikle ifade hürriyeti güvence altına alınarak, keyfi sınırlamaların önüne geçilmelidir.

Kuvvetler ayrılığı tesis edilmeli: Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasama etkin ve katılımcı, yürütme istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargı ise bağımsız ve tarafsız olmalıdır.

Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığını sağlayacak mekanizmalar kurulmalıdır: Hakim ve Savcıların görevlerini hukuka, ahlaka, anayasaya, kanuna ve vicdana göre yürütebilmeleri için gerekli teminatlar ve özgürlükler sağlanmalıdır.

Savunma ve iddia makamı eşitlenmeli: Hakim ve savcılara coğrafi teminat getirilerek savunmanın bağımsızlığı vurgulanmalı. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanarak her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenlenmeli.

HSK ayrışmalı: Hakimler ve Savcılar Kurulu ayrıştırılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kurulmalı. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son verilmeli.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilmeli: Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılarak üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi sağlanmalı. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltilerek bireysel başvuruların incelenmesinde etkinlik arttırılmalı.

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanmalı: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçimine devam edilecek ise; 7 yıllığına halk tarafından seçilmesi ile seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona ermeli. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenememeli. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet etmeli, Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı verilmeli.

Parti kapatma zorlaştırılmalı: Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılmalı. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getirilmeli. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanmalı. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenlenmeli.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılmalı: Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenlenmeli. Anayasanın 83’üncü maddesinde Anayasanın 14’üncü maddesine yapılan atıf metinden çıkarılmalı veyahut bu konunun özel bir kanunla düzenleneceği belirtilmeli. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getirilmeli. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise kararın uygulanması için Anayasa Mahkemesinin kararı beklenmeli.

Çocuk ve Kadına karşı suç seçilme engeli oluşturmalı: Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı açıkça düzenlenmeli.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanmalı: Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilebilmesinin ancak TBMM’nin uygun bulması şartı gerçekleşebilmesi Anayasada açıkça düzenlenmeli.

Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uymak zorunlu hale getirilmeli: Meclisin denetim yetkisi güçlendirilerek şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçlar artırılıp etkili kılınmalı. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınanarak, Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uyma zorunluluğu düzenlenmeli.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşmalı: Bütçe yetkisi Meclis’e iade edilmeli. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla kesin hesap Anayasada ayrı bir maddede düzenlenmeli, Kesin Hesap Komisyonu kurulmalı ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getirilmeli.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülememeli: Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis edilmeli. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınmalı. Böylece Meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilmeli.

Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, Siyasi Etik Yasası: Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nun, vatandaş ve seçmen odaklı, parti içi demokrasiyi esas alan, katılımcı ve çoğulcu ilkeler doğrultusunda düzenlenmesini bağlayıcı kılmalı. Temsilde adalet, eşit rekabet ve şeffaflık siyasi hayatın kurucu ilkeleri olarak anayasal çerçevede açıkça tanımlanmalı. Kamu bürokratları ve siyasetçilerin mal edinimi, sair kişi ve kuruluşlarla ilişkileri ve siyasetin finansmanına ilişkin esasları düzenleyecek bir Siyasi Etik Yasası da aynı ilkeler doğrultusunda hazırlanmalı, mali şeffaflık ve hesap verebilirlik ayrılmaz unsurlar olarak düzenlenmeli. Anayasa, bu üç kanunun temel esaslarını açıkça tanımlayarak normatif sınırlarını belirlemeli, demokratik siyasi hayatın kurucu ilkelerini belirsizlikten arındırmalı ve yapılandırmalı.

OHAL KHK’larına son verilmeli: OHAL KHK’ları kaldırılmalı. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirler Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenlenmeli ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenlenmelidir.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olmalı: Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturulmalı. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletilmeli. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenlenmeli, kurulun niteliği açıklığa kavuşturulmalı. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılmalı.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşmalı: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanmalı. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçilerek, üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranmalı. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanmalıdır.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verebilmeli: İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılarak yerine Danıştay kararı şartı getirilmeli. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenlenmeli.

YÖK kaldırılmalı: Yükseköğretim Kurulu kaldırılarak, üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak bir Yükseköğretim Üst Kurulu düzenlenmeli. Hayvan hakları Anayasaya girmeli: Anayasanın 56’ncı maddesinde yapılacak değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenerek hayvan hakları anayasal güvenceye kavuşturulmalı.