Vahap Coşkun 1 Nisan 2026

Yeni Bir Anayasa Yeni Bir Felsefeyle Mümkün

Yeni anayasa meselesi, Türkiye’nin değişmeyen gündemlerinden biri.  Zaman zaman harareti düşse de hem siyasetin hem de akademinin ajandasında yeni anayasa daima kendine bir yer buluyor. Hemen her seçimin öncesinde, yeni anayasaya dair vaatler havada uçuşuyor; farklı siyasi eğilimleri temsil eden partiler memleketin halen askeri darbenin ürünü olan bir anayasa ile yönetilme utancından kurtarılması gerektiğini belirtiyor ve seçmenlerden bunun için destek talep ediyorlar. Ancak her ne hikmetse, o yeni anayasa bir türlü yapılamıyor.

Mevcut anayasa, çeşitli vesilelerle tartışılmaya açılır. Kürt meselesi de bu vesilelerin önde gelenidir. Birçok kesim, bu kadim meselenin bir hal yoluna koyulmasının ancak yeni bir anayasayla mümkün olacağını ifade eder. Kürt meselenin konuşulduğu her zeminde anayasa da masaya yatırılır. Nitekim 1 Ekim 2024 tarihinde Kürt meselesinin şiddet boyutunu çözmek maksadıyla başlayan ve farklı siyasi hareketler tarafından farklı adlarla anılan “çözüm süreci” ile bağlantılı olarak da anayasa konuşulmaya başlandı.

Çözüm sürecinin yol haritasını oluşturmak için Ağustos-2025 TBMM’de Milli Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. Komisyon, çalışmalarına başladığı anda vazife sahasını, yeni bir anayasa yapmak değil PKK’yi silahsızlandırmak için gerekli yasal düzenlemenin çerçevesini belirlemek olarak tayin etti. Mamafih, yeni anayasa Komisyon çalışmalarında da öne çıkan temalardan biri oldu.

Komisyon’un hazırladığı ortak raporun takdiminde Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni bir anayasaya olan ihtiyacın altını çizdi. Kurtulmuş’a göre; yeni bir anayasa hazırlamak Komisyon’un görev alanında olmamakla beraber; bu konu “ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmakta” idi.

Aslında mer’i 1982 Anayasası, 1987’den başlamak üzere birçok değişiklik geçirdi. Bazı değişikliklerin kapsamı dar, bazılarının ise oldukça genişti. Anayasanın kimi maddeleri yürürlükten kaldırıldı, kimi maddeleri de baştan aşağı yeniden yazıldı. Nihayetinde ortaya, orijinal versiyonundan oldukça farklı yeni bir metin çıktı.

Ne var ki, 1982 Anayasasının ilk haliyle kıyaslandığında, neredeyse tanınamaz bir hale gelmiş olmasına rağmen 1982 Anayasasının yerine yeni bir anayasa yapılması yönündeki istemler azalmadı. Yarım asra yakın bir süredir, yeni bir anayasa yapma özlemi dinmedi.

Peki, son olarak Meclis Başkanı tarafından ertelenemez derecede hayati bir ehemmiyeti haiz bir mükellefiyet olarak nitelendirilen yeni anayasa neyi ihtiva eder? Yeni bir anayasa yapmak ne demektir? Bütünüyle yeni bir metin yazmak, yeni bir anayasa yapmak manasını verir mi?

Sanırım, vermez. Yeni bir anayasadan söz edebilmek için, zannımca iki hususa dikkat etmek gerekir. İlki, anayasanın nasıl bir siyasi felsefenin üzerine oturduğudur; eğer bir anayasa eskinin felsefesini devam ettirmeyi hedeflemişse, tamamı yeniden kalem alınmış olsa bile, yeni bir anayasa vasfını kazanamaz.  

Anayasaların birçok işlevi vardır. Her şeyden evvel bir anayasadan devlet güçlerinin yetkilerini, sınırlarını ve birbiriyle ilişkilerini belirlemesi; vatandaşlarının hak ve hürriyetlerini teminat atına almasını ve toplumsal sözleşme olması hasebiyle “Biz kimiz?” sorusuna kapsayıcı bir cevap vermesi beklenir. Hem devlet hem de toplum için bir düzen öngören bu yapısından ötürü anayasanın üzerine inşa edildiği siyasi ilkeler önem kazanır.

Bu meyanda ancak 1982 Anayasasını var eden hangi ilkelerden farklı bir ilke demetini esas alan bir metnin yeni anayasa sıfatına layık olacağı söylenebilir. Daha açık bir anlatımla; bir metnin yeni bir anayasa olarak kabul edilebilmesi için, 1982 Anayasasının devleti kutsallaştıran ve toplumu yekpare kılmayı amaçlayan anti-özgürlükçü felsefesine karşı bireyin hak ve özgürlüklerine öncelik veren ve toplumdaki çoğulculuğu tanıyıp gelişmesinin önünü açan özgürlükçü bir felsefeye dayanması gerekir.

İkincisi, Türkiye’nin temel sorunlarına demokratik bir çözüm zemini oluşturmasıdır. Elbette, anayasa her derde derman değildir. Anayasa mükemmel bir içeriğe sahip olsa bile, bu toplumsal sorunları kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez. Çok iyi hukuki metinler bile kötü tatbik edilebilir ve bir facia ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla, bir anayasa fetişizmine kapılmamak gerekir. İyi bir anayasadan beklenen, sorunların tartışılacağı ve müzakere edileceği demokratik ortamı yaratmasıdır. Toplumsal sorunlar bu demokratik zemin üzerinde çözülebilir.

Yeni anayasa, Kürt meselesinin çözümünde kolaylaştırıcı, yol açıcı bir rol oynayabilir. Tarihsel birçok dönemeçten geçen bu meselede anayasal düzlemde öne çıkan üç talepten bahsedilebilir: Eşit vatandaşlık, kültürel haklar ve âdem-i merkeziyetçi bir yönetim. Anayasal vatandaşlık esasına göre vatandaşlığın etnik ibarelerden arındırılması, başta anadil olmak üzere kültürel kimlik haklarını tanınması ve garanti altına alınması, merkezden yerele daha fazla yetki devreden adem-i merkeziyetçi bir idari düzen, Kürt meselesinin çözümünde bir anahtar görevi görebilir.

Yeni bir anayasa, bu taleplerle yüzleşmeyi ve bunlar demokratik çerçevede karşılayacak normları içermelidir. Türkiye, her açıdan çeşitlilikler barındıran bir ülke; böyle bir ülkede toplumsal birlikteliği ve istikrarı sağlamak için anayasanın farklı iktisadi, siyasi ve hukuki taleplere demokratik süreçlerde alan açması gerekir. Bu nitelikleri taşıyan bir anayasa yapmanın kolay bir iş olmadığı açıktır. Ancak herhalde bunun imkânsız olduğu da iddia edilemez. Zira Türkiye’nin küçümsenmemesi gereken bir anaysa tecrübesi var; iki asra varan bir anayasal devlet olma mücadelesi söz konusu. Toplum kendi kaderini eline alıp yeni bir sözleşme yapacak bir olgunluğa sahip. Siyasete düşen, müzakere ve uzlaşma ile hareket ederek, yeni bir sözleşme yapmak için toplumun önünü açmaktır.